11 - Abdulhalik Gucdüvanî
Abdülhâlık Gucdüvani hazretleri, insanları Hakka dâvet eden,
onlara doğru yolu gösterip, gerçek saadete kavuşturan ve kendilerine “Silsile-i
aliyye” denilen büyük âlim ve velîlerin onbirincisidir. Babası Abdülcemîl
Malatyalı idi. Hızır aleyhisselâm babasına, "Ey Abdülcemîl! Senin bir
erkek evlâdın olacak. İsmini Abdülhâlık koyarsın." buyurdu.
Abdülcemîl daha sonra Buhara'nın Goncdüvan kasabasına
yerleşti. Çok geçmeden bir erkek evlâdı oldu. İsmini Abdülhâlık koydu.
Abdülhâlık, beşyaşına geldiğinde ilim öğrenmesi için Buhara'ya gönderildi.
Büyük âlim Hâce Sadreddîn hazretlerinden Kur'ân-ı kerîm ve tefsîrini öğrenmeye
başladı. Bir gün okuma esnâsında, "Rabbinize gizli duâ ediniz!"
meâlindeki âyet-i kerimeye gelince hocasına, "Bu gizliden murat nedir?
Eğer zikir ve duâ, âşikâr, sesli bir şekilde dil ile olursa riyâdan korkulur.
Eğer kalb ile olursa, damarlarda dolaşan şeytan duyar. Ne yapayım?" diye
arz etti. Hocası, Sadreddîn hazretleri, bu yaştaki bir çocuğun böyle bir suâl
sormasına hayret edip, "Bu mesele, kalb ilimlerinin bir konusudur.
İnşallah, sana bu ilimleri öğretebilecek bir üstada kavuşursun. Böylece bu
müşkülün halledilmişolur." buyurdu. O da bu zatı beklemeye başladı. Bir
gün Hızır aleyhisselâm yanına geldi. Ona, Allahü teâlâyı gizli ve açık anma
yollarını öğretip; "Kalbinden Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Resûlullah
kelime-i tayyibesini şöyle söyle!" diye tarif etti.
Yusuf-i Hemedani hazretleri Buhara'ya gelince, Abdülhâlık
Goncdüvani onun hizmetine girdi ve bu hizmette bir süre kaldı. Bunu şöyle
anlatır: 12 yaşında idim. Hızır aleyhisselâm bana Yûsuf-ı Hemedanî’den ilim
öğrenmemi tavsiye etti. Onun Buhara'ya geldiğini işiterek derhal yanına gittim.
Ondan pekçok istifâdem oldu.
Ders anlatırken, bir genç içeri girdi. Az sonra söz isteyip,
"Müminin firâsetinden korkunuz. Çünkü o, Allah'ın nuru ile bakar."
hadîs-i şerifinin sırrı nedir diye sordu. Gence heybetle bakıp, "Önce
belindeki zünnarı kes ve müslüman ol" dedi. Genç, telaşla; "Ben
müslümanım zünnarım yok." dedi. O zaman bir talebesine gencin hırkasını
çıkarmasını işaret etti. Talebe o gencin üzerindeki hırkasını çıkarınca,
belindeki hırıstiyanlara ait zünnar denilen ip kuşak görüldü. Genç, çok mahcup
oldu. Üstada sevgi duymaya başladı. Böylece evliyânın, Allahü teâlânın nûruyla
baktığının ne demek olduğunu çok iyi anladı. Kelime-i şehâdet getirip müslüman
olmakla şereflendi. Sonra Üstad, talebelerine, "Bu genç maddî zünnarı
kesti, biz de kalbdeki zünnarı keselim. O da, kibir ve gururdur."
buyurdu..
Bir gün biri geldi. " Son nefeste iman ile gitmek için
bize duâ edin!" dedi. Misafire, "Farzları eda ettikten sonra duâ
edenin duâsı kabul olur. Sen, farzları yaptıktan sonra duâ ederken bizi
hatırlarsan, biz de seni hatırlarız. Bu durum hem senin, hem de bizim için
duânın kabul olmasına vesile olur." buyurdu.
Safevîler Goncdüvan kalesini ablukaya alınca, kendilerine
saldıran askerlerin başında heybetli bir zatı elinde iki ağızlı kılıç ile
hücuma geçtiğini gördüler. Çok zayiat verip kaçtılar. Üstadın vefâtından önce
söylediğiaşağıdaki sözleri onun 332 yıl sonra ortaya çıkan kerametiydi.
Dosta kutlu, düşmana ise bela olurum,
Savaşta demir gibi, barışta sanki mumum,
Nur çeşmesinin başı Goncdüvan menzilimiz
Harbde iki ağızlı kılıç ile vururum.