12 - Arif-i Rivegerî
Ârifi rivegeri hazretleri,
insanlara doğru yolu gösteren silsile-i aliyye dinilen âlimler zincirinin
onikincisidir. Buhârâ'ya 30 km uzaklıkta bulunan Riveger köyünde dünyaya geldi.
Küçük yaşta tahsile başladı.
Zekâ ve kavrayışının parlaklığı sebebi ile hızla ilerledi. Bu esnada ilim ve
hikmet sâhibi, ibâdet şartlarını harf harf yerine getiren, insanlara doğru yolu
göstermede zamanın kutbu Abdülhâlık Goncdüvanî hazretleri ile tanıştı ve bütün
dünyası değişti. Daha ilk günde ebedî saadet tacının başına konduğunu hissetti.
Derhal kendisine bağlandı, vefatına kadar hiç ayrılmadı.
Hocası ilk sohbetinde ona
şöyle dedi: "Hak yolcusu talebe, zamanının değerini gâyet iyi bilmelidir.
Üzerinden vakitler geçip giderken kendisinin ne halde olduğunu sezmeye bakmalıdır.
ğâyet geçen bir an içinde, huzurlu olduysa, bunu iyi bir hal bilmeli.
"Allahıma şükürler olsun" demelidir. Eğer gafletle geçip gitmişise,
hemen onu telafi etme yoluna gitmeli, yüce Yaratana nefsani mazeretini bildirip
ondan bağışlanmasını dilemeli, estağfirullah demelidir..."
Ârif-i Rivegerî, hocası
Abdülhâlık-ı Goncdüvânî hazretlerinin hayatlarında ona hizmet etmekle meşhur
olup pek çok feyz ve bereketlere kavuştu. Yüksek üstadının vefâtından sonra
onun yerine Peygamber efendimizin ve Eshâbının yolunu insanlara öğretme işine
memur oldu. Himmet, inâyet ve gayretlerini Allahü teâlâyı arayanlara sarf etti.
Pek çoğunun hidâyete ve
evliyâlık makamlarında yüksek derecelere kavuşmalarına vesîle oldu. Zamanının
bir tanesi idi. Herkese çok iyi ve yumuşak davranır, kimsenin kalbini kırmazdı.
Nefsinin istediklerini hiç bir zaman yapmaz, istemediklerini yapmak, ruhunu
yükseltmek için çok çalışırdı. Haramlardan şiddetle kaçar, hatta harama düşmek
korkusu ile
mubahların fazlasını terk
ederdi. Geceleri vaktini hep ibadetle geçirir, gündüzleri talebe okutur, sünnet
olduğu için; gündüz öğleden önce bir miktar uyurdu. Buna kaylule denir.
Peygamber efendimizin sünnetini çok iyi bilir, onun unutulmaması için çok gayret
gösterirdi. Sohbetlerine şöyle başlardı: "Allahü teâlâ hepimizi dünya ve
ahiretin efendisi ve bütün insanların her bakımdan en yükseği ve en iyisi olan
Resulullaha tâbi olmak saadetiyle şereflendirsin! Çünkü cenâb-ı Hak, Ona tâbi
olmayı, Ona uymayı çok sever. Ona uymanın ufak bir zerresi bütün dünya
lezzetlerinden ve bütün ahiret nimetlerinden daha üstündür. Hakiki üstünlük,
O'nun sünnet-i seniyyesine tâbi olmaktır.”
Ârif-i Rivegerî hazretleri
uzun bir ömür yaşadı. Kabrini ziyaret edenler, onun feyiz ve bereketlerine
kavuşmaktadır. Onu vesile ederek Allahü teâlâya yapılan dualar kabul
olmaktadır.
Bir gün Abdülhâlık-ı
Goncdüvânî'yi gördü,
Çarşıdan erzak almış, evine
dönüyordu.
Bir hizmetim dokunsa diye
düşündü bir an,
Yükü taşımak için, izin
istedi ondan.
Hazret-i Abdülhâlık, onun bu
teklifini,
Peki evlat diyerek, verdi
elindekini.
Sonra yüzünü dönüp, bir nazar
etti ona.
Adeta o yeniden gelmişoldu
cihana
Değişiverdi hemen, bir başka
oldu hâli,
Çünkü kaplamışidi, onu aşk-ı
ilâhî.
Bir gün eski hocası, rastladı
yine ona,
Hakaretler ederek, dedi.
"Dön okuluna!"
Bu hoca, her nasılsa, şeytana
uymuşidi,
Gerçi bu günahına pişmanlık
duymuşidi.
Ârif-i Rivegerî, üstün
firasetiyle,
Anlayıp, şöyle dedi, ona
kırık kalbiyle:
"Efendim, bu gariple,
uğraşacağınıza,
Niçin bakmıyorsunuz, dünkü
günahınıza."
Görünce talebenin böyle
kerametini,
Anlamıştı bu hâlin, nereden
geldiğini.
O da Abdülhâlık-ı
Goncdüvanî'ye gitti,
Talebe oldu ona, yıllarca
hizmet etti.