26 - Muhammed Ma’sûm Farukî
Muhammed Masum Farukî hazretleri, evliyânın
meşhurlarındandır. İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin üçüncü oğludur. İnsanları Hakka
dâvet eden, doğru yolu göstererek saadete kavuşturan ve kendilerine;
"silsile-i aliyye" denilen büyük âlim ve velîlerin yirmialtıncısıdır. Hindistan'ın Serhend şehrinde doğdu
Daha üç yaşında iken, kelime-i tevhid söylerdi. Kur'ân-ı
kerimi kısa zamanda ezberledi. 11 yaşında iken, zikir ve murakabe yolunu babası
İmam-ı Rabbani hazretlerinden aldı. Babası istidadının yüksekliğini anlayınca,
"Hâl, ilimden sonra olduğu için, önce ilim okumak gerekir." buyurup
oğluna aklî ve naklî ilimleri okutmaya başladı. Ona, "İlim tahsilini çabuk
bitir ki, seninle büyük işlerimiz var." buyururdu. 14 yaşında iken
babasına, "Kendimde bir nur görüyorum ki, bütün âlem güneşgibi ondan
aydınlanmaktadır." diye arz edince, babası, "Sen zamanın kutbu
olursun." müjdesini verdi. Daha sonra kendisi, "Allahü teâlâya hamd
olsun. Babamın müjdelediğine kavuştum” demiştir. 16 yaşında iken, bütün ilimlerin
tahsilini bitirip tasavvufa yöneldi. Babasının feyizlerine kavuştu. Kendisi de,
"O esrar denizlerinin dalgıcı oldum” buyurmuştur. Öyle yetişti ki, onun
bereketi ve feyizleri bütün âleme yayıldı. İslâm tarihinde hidâyeti onunki
kadar yaygın olan bir âlim ve mürşid görülmemiştir. 900 bin kişi ona talebe
olmuş, talebelerinden 140 bini evliyâlık mertebelerine kavuşmuş, 7 bini de
mürşid-i kâmil olmuştur. Talebeleri onun huzurunda bazen bir ayda, bazen bir
haftada evliyâ olurlardı. Bazılarını bir teveccühde, makamların hepsine
ulaştırırdı.
Babası ömrünün son günlerinde ona: "Benim bu dünyada
kalmam yalnız kayyumluk vazifesi sebebiyle idi. Bu artık sana verildi. Bu
dünyadan göç etmem yaklaştı." Buyurmuştur.
Talebelerinden olan Muhammed Hanîf-i Kâbilî, Hocasının
himmeti ile çok büyük mârifetlere kavuştu. Hocasından icâzet alarak memleketi
olan Kâbil'e döndü. Halkı irşada başladı. Onu da kıskananlar oldu. Bir grup
insan, ona gelip, "Bir keramet görmedikçe, sizin büyüklüğünüze inanmayız.
Biz bir ziyâfet hazırlıyoruz. Üstâdınızı dâvet ediyoruz. Bugün yemek vaktinde
Serhend'den Kâbil'e bir anda gelmesini bekliyoruz. Eğer gelirse, hepimiz senin
taleben oluruz." diye ilâve ettiler. Serhend’den, Kâbile bir ayda
gelinemezdi. Hâce Muhammed Hanîf, hocasına olan bağlılığının çokluğundan bunu
kabul edip, "Hocam yemeği yatsı namazından sonra yer. Siz yemekleri
hazırlayın, geleceğini ümit ederim." dedi. Oradakiler gülmeye, alaylı bir
şekilde yemekleri hazırlamaya başladılar. Vakit gelince "Yatsı vakti oldu.
Artık yemek yiyelim." dediler. Hâce, "Yemeği getirin, üstâdım bu
saatlerde yemek yer." buyurdu. Oradakiler, yemekleri getirirken, Muhammed
Ma'sûm hazretleri altı oğlu ile birlikte evin kapısından içeri girdi. Kendisine
hazırlanan yere oturdu. Oradakiler bu hâli görünce, hayrete düşüp özür dilemek
zorunda kaldılar. Muhammed Ma'sûm hazretleri "Yalnız Muhammed Hanîf'in
hatırı için geldim. Yoksa maksadım, sizin ikna olmanız değildir. Evliyadan
keramet istenmez." buyurdu. Hep beraber yemeğe başladılar. Oradakiler,
sohbetin bereketiyle kalblerindeki zulmetten kurtuldular. Onu sevenler arasına
girip, saadete erdiler.
Talebelerinin üstünlüğü
Muhammed Ma'sûm hazretlerinin talebelerinden Kâbilli Sofî
Pâyende Tılâ anlatır:
“Hocam bana icâzet verdikten sonra, memleketime gidip,
insanları irşâd etmemi emretti. "Efendim, bilirsiniz ki, irşâd için para
da gerekir. Benim ise bir şeyim yok." dedim. "Sofi, kırmızı ve siyah
kâğıt parçaları getir." buyurdu. Hemen gidip getirdim. O kâğıtları, para
şeklinde kesti. Sonra ıslattı, o anda altın ve gümüşpara oldu. Kendi kendime,
"Bu işi bana da öğretse…" dedim. Bana tekrar "Peki bu işi Hak
teâlânın izniyle sana verdim. Ancak ihtiyâcın olduğu zaman, kullanırsın.
Kırmızı kâğıdı ıslatırsan altın, siyah kağıdı ıslatırsan gümüşolur.” buyurdu.
Sonra memleketime gittim. Evimize her gün misâfir geliyordu. Buyurduğu gibi
kâğıtlar, altın veya gümüşpara oluyordu. Böylece onlara hizmet ettim. Halk
tarafından çok sevildim."
Bu talebesinin ismi, altın yapan Sofi anlamında, "Sofî
pâyende tılâ" diye meşhur olmuştur.
Sofî Pâyende Kerbâs adındaki talebesi de, huzurunda yetişip
halîfelerinden oldu. Yanından ayrılıp memleketine giderken, ona biraz
kumaşvermişti. Verirken de; "Bu kumaşta bereket vardır." buyurmuştu.
Sofî Pâyende uzun zaman o kumaştan bir parça keserek satıp ihtiyaçlarını temin
etti. Kumaşhiç eksilmiyordu. Hayatının sonuna kadar böyle devam etti. Bunun
için, kumaşyapan Sofî anlamında "Sofî pâyende kerbâs" ismi ile meşhur
oldu.
Hüdâperest Hân adında bir devlet adamı, vâliliği bırakıp,
Muhammed Ma'sûm hazretlerine talebe olmuştu. Bir gün evine altı misâfir
gelmişti. Onlara yedirecek bir şeyi yoktu. Sıkıntılı idi. Fakat feyizden mahrum
kalmamak için hocası Muhammed Ma'sûm hazretlerinin sohbetine gitti. Hocası
sıkıntısını anlayıp, sohbetten sonra, kendisine ve altı misâfirine onar tane
olmak üzere yetmiştane, "Enbe" denilen yemişverdi. Ayrıca altı
misâfiri için, altı tane altın para verip, "Sen bizim oğlumuz sayılırsın,
sana yine misâfir gelirse hiç çekinmeden bize haber ver." buyurdu.
Talebelerinden Hâce Mûsâ anlatır: "Hocam bana, icâzet-i
ve hilâfet verip; memleketime dönmemi söylediği zaman; "Bizde halk, sert
tabiatlıdır, böyle şeyleri bilmez, alay ederler " dedim. Hocamız Muhammed
Ma’sum hazretleri, "Senin sözünü herkes dinleyecek. Bir de, senin duân her
hastalığa şifâ olacak. Oradaki bütün insanlar seni sevecekler." dedi.
Gerçekten hocamın buyurduğu gibi oldu."
Bir talebesi anlatır: "Sahrâda âniden bir aslan gördüm.
O anda Hocam Muhammed Ma'sumu hatırladım. Hemen Ma'sûm hazretleri geldi,
elindeki ibriği aslana fırlattı. Aslanda hareket edecek kuvvet kalmadı. Sonra
hocam gözümden kayboldu. Sonra, o ibriğin kırılmışparçalarını yerden topladım.
Hâlâ yanımda saklıyorum."
Ara sıra sohbetine gelen bir genç, pek uygun olmayan bir
kıza âşık olmuşid, dalgın ve dağınık bir hâldeydi. Muhammed Ma’sum hazretleri,
o gencin hâlini anlayıp, "Bu bozuk işten ve lüzumsuz hayâlden vazgeç! Arzu
yüzünü hakikat bahçesine çevir! Mârifet bahçesinden meyveler topla! Elbette bu
diğerinden daha iyi olur." buyurdu. Sıkıntı içinde olan genç, bu hâlden
kurtulması için duâ talebinde bulundu. Muhammed Ma'sum hazretleri,
o hâlden kurtulması için duâ edip; "ğimdi seni bu hâlden kurtardılar!" buyurdu. Genç bu sözü duyar duymaz, kendini toplayıp aklı başına geldi. Mecazî olan aşk, gerçek aşka döndü. Muhammed Ma'sûm hazretlerinin sâdık talebelerinden oldu.