Tarikatin Hakikati
Bismillahirrahmanirrahim
Dinde tarikat diye bir şey vardır. Varsa
onun varlığı lüzum etliği için vardır. Ancak tarikat
dinde olduğu halde çok kimselerin onu kabul etmeyişinin sebebi nedir,
aslı nedir? Kur'an-ı Kerim'de;
"Veteistekamu alet tarika ve eskaynahum maan gadeka"
Dinde tarikatın
olmadığını iddia eden, bilgileri kısa olan ve
bilgileri olmadığından dolayı inkar eden kimselere bu ayeti
kerime cevap veriyor. Çünkü Kur'an-ı Kerim'de
cevabı olmayan hiçbir sual yok ve ademoğlunun karşılaşabilecekleri
her türlü müşkülatın anahtarı ve çözülmesi de Kuran-ı
Kerim'de mevcuttur. Olması gerekir, olmasa işe yaramaz. Aklı
kısa, dörtköşe kafalı, nemrut timsali,
firavun tabiatlı, ebu cehil inatlı,
şeytan tipli kimseler, Kur'an-ı Kerim'i
sıradan bir kitap zannediyorlar. Bozuk bir şüphe ile;
- İslam'da
Tarikat var mıdır?
- İslam'da
Tarikatı bırak, önce Kuran'a bak, Tarikat Kur'an-ı
Kerim'de zikredilmiş mi?
Edildi. Tam da yerinde edildi, "Vele ki vele bistekamu
alet tarika"
Buyuruyor Cenab-ı
Allah;
"Onlar tarikat üzerine istikamet tutsalar,
biz onları öyle bir membadan içirecektik ki
"ma en gadeka": onlara bir sudan içireceğiz
- Tarikat üzerine istikamet tutanlar için
karşılık bir su içirtmek mi olacak?
Oradaki su öyle bir sudur ki; şimdiye kadar
kimse içmemiştir, ancak tarikat üzerine istikamet tutanlar içindir.
İçirildikleri takdirde onlar öyle bir ruhaniyete
ve nuraniyete mazhar
olurlar ki, Huzur-u Bari'de Cenab-ı Hakk'ın huzuruna yetiştiklerinde, onlara öyle bir
içecek takdim olunur ki emsali bulunmaz. O huzurda içilecektir.
Padişahın huzurunda şerbet dağıtılıp
içirildiği gibi Allah'ın huzuruna varıldığı
vakitte, Cenab-ı Hakk'ın
o huzura varanlara takdim edeceği bir şerbet vardır. Ondan
dolayı Kur'an-ı Kerim'de anlatılmak
istenen budur. Yoksa yeryüzünde herhangi bir pınarın adı
değildir.
"Şanım hakkı için onları
suvaracağız"
Diyor. Allah;
"Tarikat üzere istikamet"
Deniliyor, lafı eğirmeye gerek yoktur.
Tamamdır. Tarikat elbette ki bir yoldur. Şeriat'ta yoldur. Her dinde
bir disiplin vardır. Sulh zamanındaki askerlerin disiplini
başkadır, harp zamanındaki askerlerin disiplini
başkadır. Askerde bir disiplin var, sulh günlerinde olan disiplin çok
fazla sıkı değildir. Lakin harp günlerinde olan disiplin çok
fazla şiddetlidir. Sulh esnasında disipline riayetsizlik müsamaha ile
karşılanabilir. Harp esnasında müsamaha ile
karşılanamaz. Elbette ki din bir disiplindir. Çünkü her nizamda bir
disiplin vardır. Din Allah'ın gönderdiği bir nizamdır. O
nizamın gözetilmesi için disiplin farzdır. Öyle olduğu vakit,Tarikat
şeriatın sıkı disiplinidir, Tarikat aynı
şeriattır. Tarikatın içinde Şeriatın
dışında bir şey göremezsin. Yalnız Tarikatın
içinde sıkı disiplin vardır. İnsanın nefsi disiplinden
kaçar, insan nefsi disiplin istemez, özgürlük ister. Yani hürriyet ister.
Hürriyet olan yerde disiplin yoktur. Orduya hürriyet verirsen orduda disiplin
kalmaz. Disiplinsiz ordu işe yaramaz. Ordudaki erkanın en dikkat
ettikleri mesele disiplinin devamıdır. Her ne pahasına olursa
olsun, askerlerde disiplinin devamını ister. Kumandanlar,
paşalar, askeri erkan, en ufak disiplinsizliği, en ağır
ceza ile cezalandırırlar, çünkü ufak bir şey gibi görünür,
başkalarına da sirayet kabiliyeti vardır. Askerde disiplinsizlik
bir müsamaha ile karşıladığı zaman, bir gün
bakarsın ki bütün ordu başkaldırmış. Disiplinsiz
asker, asker nizamında başkaldıran kimse demektir. Bir asker
müsamaha gördüğünde ötekiler de cesaret alıp;
- Biz de disiplini atalım, istediğimizi
yapalım.
O zaman ordunun kıymeti kalmaz. İslam
bir disiplindir, disiplin dinidir. Tarikat, ilahi nizamdır.
Kışladaki askerlerin disiplini başkadır, düşmanla
temasta duran ve mevzilere giren askerin disiplini başkadır.
Mevzideki disiplini bozan askeri vurmaya, zabıtanın hakkı
vardır, kışlada öyle sıkı değildir. Şimdi
şeriat nizamı müsamahalıdır. Tarikat nizamı, müminin
manevi düşmanlar ile temasa girip, cihadül ekberden manevi düşmanı, nefsi, hevayı, şeytanı, dünyayı mağlup
edeceği harekattır. Tarikata giren kimse temas hattına giriyor.
Tarikata giren kimse cihadül ekbere
başlayan adamdır. Disiplini ağırdır. Şeriatla
silahlanan kimse Tarikat disipliniyle muharebeye hazırdır. Tarikata
girmeyen adam yani Tarikat disiplinini kabul etmeyen adam, nefsinin
uşağıdır, şeytanın kölesidir, dünyanın
uşağıdır, nevasına tapan kimsedir. İnsanı şeytanın
esirliğinden, nefsinin köleliğinden, dünyanın
uşaklığından ve hevasına
tapmaktan kurtarmak üzere Tarikat disiplinini kabul etmesi gerekir ki, harekata
hazır olsun, muharebeye girebilsin. Kırk sene tarikatta duran adam
Tarikat disiplinini almasa nefsinin şerrinden, şeytanın
hücumundan, dünyaya mağlup olmaktan, hevasına
tapmaktan da kendini kurtaramaz. O kolay iş değil. Onun için her kim
tarikat üzerine istikamet tutar, Cihadül Ekbere girerse kurtulur. Cihat etmeyecek olursa
kışlasında oturur. Kışlasında oturan adam hava
alır, merasim yürüyüşünü öğrenir, selam vermeye
alışır, karavana yemeyi bilir, nöbet tutmayı bilir. Yat
borusuyla yatar, kalk borusuyla kalkar, merasim ve resmi geçitlere gider ve
gelir, başka işe yaramaz, salon askeridir. Salonda gösteriş için
durur, düşmana karşı yürüyemez. Onun işi düşmanla
zordur. Düşman hattıyla temasa giremez. İşte tarikatın
hakikati budur. İsteyen buyursun, isteyen kışlada kalsın.
Kışladaki esirdir, etrafı çevrilmiştir, bir hareketi
yoktur, zaferle müjdelenmiş değildir. Zaferle müjdelenen adam tarikat
disipliniyle cihada, sefere hazır olan adamdır. Bu sohbette;
- Dinde
tarikat var mıdır?
Sualinin cevabı ve Tarikatın lüzumunun
beyanı da var. Yeri ve lüzumu zaten dinin özüdür, dinin ruhudur. Din bu
maksadın usule gelmesi içindir. Din insanları nefsinin esaretinden,
şeytanın uşaklığından, dünyanın
köleliğinden, hevaya tapmasından kurtarmak
içindir. Öyle olduğu takdirde o insan Abdullah olur, Allah'a kul olur.
Değilse nefsinin kölesi, şeytanın esiri, dünyanın ve kendi hevasını tanrı yerine tutan adam
Allah'ın kulu olmaz ki. Müslümanlığı yalandır. Allah'a
teslim olmuş değildir çünkü ona hükmeden nefsidir. Emreden
şeytandır, onu kullanan dünyadır. İster kabul el ister kışlaya
git otur. Cihadül ekberle
Allah'ın kulluğunu giymek isteyen ve düşmanın elinden
kurtulup onları mağlup etmek isteyenlerin yoludur. Öteki
tarikatların yolları, Nakşibendi Tarikatına hizmet eder.
Lakin insanların nefisleri öyle mağrurdur ki onlar aynı
şeytan gibi;
- Benden
iyi yoktur. Ben niçin kendimi yoracağım?Hepsinden iyiyim.
Eğer sen iyiysen doğrudan devam et
bakalım neyi bulacaksın? Deveye sormuşlar;
- Nereden
geliyorsun?
- Hamamdan
- Ayaklarındaki
çamurdan belli!
Demişler. Bu membadan iyi olanı
söyleyecek, iyi olanı ispat edecek adam, salahiyetli insan kalmadı.
Bir memlekette doktor yetiştiren tıbbiye yasaklansa
"okutulmayacak" dense, yetmiş, seksen sene doktor çıkmasa,
hastanelere kim hükmedecek? Hastane kapıcısının beyaz önlük
giyip hastalara kendini hekim diye tanıtmasına benzer. Şimdiki
cami hocalarının durumu budur. Aşçısı,
bulaşıkçısı, temizlikçisi, süpürgecisi hepsi beyaz
önlüğü giyince;
- Biz
neymişiz? Hekim olmuşuz.
İster beğen, ister beğenme,
yetmiş senedir, şeriatın da tarikatın da önü
kesilmiştir. Din üzerine, şeriat üzerine "Sahibi salahiyet,
otorite sayılacak adam" yok. Tarikat üzerine adam hiç kalmadı.
İşte halimiz bu. Binaenaleyh, Kur'an-ı
Kerim'in getirdiğini biz anlamadığımız müddetçe
gözümüz açılmaz, dinin hakikatini bilemeyiz. İslam'ın maksat ve
gayesini anlayamayız, gideceğimiz istikameti de tayin edemeyiz.
Düşmanın hareketini tayin edemeyen adam, her an düşmanın
kurduğu tuzağa düşebilir. Şeytan bugün her yere tuzak
kurmuş, her yere mayın döşemiştir. Senin kalbinde;
- Şeytanın
tuzağı nerededir?
Diye arayacak kuvvet olmasa seni bin defa
tuzağa düşürür, tuzağa atar. Gucduvani
Hz.
"Otuzyedi senedir
ne pisin üzerine bastım ne de üzerinden atladım"
Yani şeytanın tuzağı olan
yerde pislik var. Otuzyedi senedir kalbindeki melaike
öyle uyanık ki, yaptığı hareketin şeytani mi rahmani
mi olduğunu hemen anlıyor. Mayını veya tuzağı
ayırt edemeyen adam mayına çarpar veya tuzağa düşer.
- Nasıl
tayin edeceksin?
Tayin etmesi kolay, yapacağın her
işe Besmele çekebilirsen selamettir. Atacağın adımda
Besmele çekemiyorsan kork. Sigara içerken Bismillahirrahmanirrahim
diyen hiçbir kimse görmedim.
-
Şeytanı buhurlayalım
der, besmele çekmez. İçki içerken, zina
ederken, hırsızlık yaparken, yalan söylerken besmele çeken adam
var mı? Onların hepsi işarettir, kalbin sana hemen anlatır.
Besmele çekmediğin zaman berhava olacağından korkarsın.
Şeyhin uzaktan kumandası vardır.
Bir işaret eder, bir daha işaret eder, üçüncüde bir tokat vurur bir
de yeri öptürür; o, baktığın yeri de seyreder, söylediğin
sözü de işitir. Elini nereye uzatıyorsun, onu da bilir.
Ayağın nereye gidiyor ondan da haberi var. Şeyhin devamlı
baş ucundadır, ruhani kuvveti vardır. Besmele çektiğin
zaman kör değneği gibi sana hizmet eder. Besmele ile
bastığın yerde mayın var mı diye yoklayabilirsin.
Allah gafil olmaz. Resulü Ekrem de gafil olmaz, sizden çoban olanlar da sizden
gafil değildir. Lakin gözünü yumduğunda bazı defa sopa vurursa,
bir dokunursa bir de yerden yersin. Dikkatli ol;
- Şeyh görmüyor
deme. Radarları açarsa gösterir.