Tarikat Hakkında

 

Bismillahirrahmanirrahim

 

Pirimiz Şah-ı Nakşibendi Hazret1eri : "Bizim yolumuz sohbet ile kaimdir. Hayır da cemiyetledir" demiş.

Bizim hizmetimiz, onların yoluna davet ederek ümmeti Muhammed'in kullarına zikir yolunu açmaktır. Allah'ı zikrettire­rek Allah ile birlikte olmayı sağlamaktır. Bizim olduğu gibi herkesin vazifesi de budur. Gaflette olan, uyuyan kulları uyandırmak...

    Bir gün herkes uyanacaktır. Lakin çok geç olmadan bu uyanışı yakalamak mühimdir.

    Hz. Ali Efendimizin sözünü hatırlayacak olursak, bu bize büyük bir uyanış olabilir.

    -İnsanlar uykudadır, öldükleri vakit uyanırlar, demiş o büyük halife.

Ahireti ve Allah'ı unutmuş olan kimse gaflet uykusundadır. Ancak ölümle karşılaşınca uyanır, fakat o zaman da çok geç olur. Çünkü onun hayatı artık son bulmuştur. Yapılacak bir şey yoktur, vakit geçmiştir.

Bütün peygamberler, özellikle Efendimiz (S.A.V) insanları uyandırmakla vazifeliydiler. O büyükler:

“İnsanların uyananları uyandı, kendisini kurtardı. Uyanma­yanlar ise dünyadan giderken uyanacak, fakat ellerinden bir şey gelmeyecek" demişlerdir.

Kırkbir tarikat vardır. Nakşibendi Tarikatı kırkbir tarikatın en üstünü ve alasıdır. Allah'a Şükür ve hamdederiz ki bize bu yolu nasib etti.

Kırk tarikat Hz. Ali Efendimizin havzından suvarılır, O'ndan kuvvet alırlar. Manevi yoldan hepsi Hz. Ali Efendimize bağlıdır­lar. Nakşibendi yolundakiler ise Hz. Ebubekir Sıddık (R.A) Efen­dimize bağlıdır. Kırk tarikatın sonucu Nakşibendiliğin başlangıcıdır. Kırk tarikat insandaki kötü nefsi teslim almak içindir.

Müslüman Allah'ın emrine kalben ve kalıben teslim olandır. Yani kalbiyle ve kalıbı ile teslim olandır. Cenab-ı Hak sesleniyor: "Taklitte kalmayınız, tahkike geçiniz."

Çalışılarak kazanılan başarı ile miras olarak devralınan başarı çok farklıdır. Zira çalışılarak kazanılan başarının kıymeti daha makbuldür ve daha kalıcıdır. Mirasyedi olarak kıymet bilinmeye­bilir, değerler kolay harcanabilir. Nasıl kazanıldığı bilinmediği için israf edilmesi kolaydır. Tıpkı soydan kalan servetin tüketil­mesi gibi iman ve islamda da bu aynıdır. Gayreti ile islamı bulup takdir eden insan, Müslümanlığı iyi gözetir ve ziyan etmez. işte! O insan gerçek müslümandır. Allah bizi de böyle islamiyetin kıyme­tini hakkıyla takdir eden ve koruyan gerçek müslümanlardan et­sin.

 

    Tarikat huzuru talim eder. Huzur ilk olarak şeyhin huzurudur. Bu huzurda sana seslenilir:

    - Sen madem ki mürid oldun, muradını buldun demektir.

    Muridin muradı nedir? Şeyhidir. Şeyhin muradı nedir? Peygamberdir. Efendimizin muradı nedir? Allah'tır.

    Tarikata girip el verdin mi bileceksin ki şeyhim benimledir.

Şeyhin kuvvetine göre müridleri vardır. Yüz tane, bin tane ve­ya milyonlarca müridi olanlar mevcuttur. Kırk müridi olan bir şeyh, kırkının da yanında ruhani kuvvetini bulundurabilir. O ruhani kuvvetiyle şeyh, kaç kişi kendisinden ders alıp bağlandıysa onların yanında hazırdır.

Mürid, huzur-u şeyh makamını gözetecektir. Mürid her zaman şunu düşünmelidir:" Ben yalnız değilim, herbir yanımdan beni gözeten gözler var. Yani kısacası şeyhim benimle beraberdir.”

       Srilanka’lı bir müridimiz vardı, bir gün bize geldi ve şunu itiraf etti:

       - Her gün evimden işe çıkarken sağ tarafımdan senin nefes al­dığını hissederdim.

Evet o müridimizin kalp kulağı birazcık açık gibiydi de bu hali hissediyordu. O, ruhani kuvvetimi alıyordu. Erkek olsun kadın olsun, onları manen gözetmek şeyhin vazifesidir. Uykuda olsun, uyanık olsun her haliyle şeyh müridiyle beraberdir. Müridin göze­teceği edep: "Şeyhim benimle beraberdir" demesidir. O kişi “şeyhim görüyor, duyuyor, yaptığım her işimden haberdardır” diyebiliyorsa öyle bir makama gelir ki mürid nereye dönse, nereye baksa şeyh efendinin yüzünü görür. O makam tamam olunca şeyhi onu alır, o makamın ötesindeki yere, yani Efendimiz (S.A.V)'e takdim eder:

- Bu müridin terbiyesini tamamladım. Şimdi sizin hizmetleri­nize yarayacağını ümid ederim, der. Böylece şeyhinin şehadetiyle Efendimiz de onu kabul eder ve artık o kişi Efendimizin hakiki ümmeti olur. O artık nereye baksa Efendimizin yüzün görür ve Efendimizin kapısında durur. Onun ilerisinde Allah'ın huzuruna yetişmesi kalır.

Efendimizin Allah'ı Zülcelalin huzuruna verdiği kimselerden birisi kıyamet günü mahşer yerine gelince Cenab-ı Mevla melaike-i kirama emreder:

    - Bu kulumu cennetlerime alınız.

Onlar da onu alıp cennete koyarlar, fakat o cennetten kaçıp yine oraya gelir. Tekrar nurdan zincirlerle onu cennete koyarlar, melaike-i kiram geri dönmeden o daha önce yine kaçıp Huzurul­lah'ta hazır olur. Taki Cenab-ı Allah: “Ne istersin ey kulum? Seni cennetlerime koyuyorum niçin kaçıp geliyorsun?" deyince:

_Ey Rabbürrahim, ey Zülcelali velikram, Vel izzetülletura ya tura... Ya Rabbena, ben senin için yaşadım, cennet için çalışma­dım. Karşılığım cennet değil, cenneti isteyenlere ver, ben seni istedim, der. O sözün üstüne bir nur inip o kulu alıp gider. işte o kul Efendimizin Cenab-ı Hakka takdim ettiği kuldur. Onun artık ne ismi ne cismi kalır, Allah ile birleşen, Allah ile olandır o. O kul tevhid denizlerine dalıp kaybolmayı istedi ve Huzurullah'a daldı.

İşte bu zamanda şeriatı bilen, anlayan kul yok ki, tarikatı anlayabilecek olsun. Tarikat şeriatın sırrıdır. Maalesef bu gün Türkiye'de dahi bunu anlayıp, bilecek belki üç, belki beş kişi vardır. Diğerlerinin hepsi bundan habersizdir. Tarikat insanları manevi terbiyeye tabi tutup Allah'ın huzuruna yetiştiren yoldur. Al­lah'ı istersen gel buraya, dünyayı istersen git oraya. Tarikatın ha­kikatini bilen ancak onu takdir eder. Tarikat ehline hitab eder, avam-ı nas'a hitab etmez. Tarikat manevi terbiye ile kulu temiz­ler, süsler ve Allah'a takdim eder.

Tarikata başlayıp ders alan kişiye şeyhi:

-Beni unutma! Ben sana izin verdim yanındayım ha... Sakın istediğini yapmaya kalkma. Tokat vururum, kulağını çeker, seni bu memleketten başka yere gönderirim, daha akıllanmazsan, imzalar seni kabristana yollarım, der. Şeyh tasarruf sahibidir, bütün bun­ları yapmaya muktedirdir.

Şimdi tecelli değişmiştir. İnsanlara muzur olan kim varsa onlar hakkında imza edecek kutub vardır. O imza etti mi hemen öbür tarafa aktarılır. Zira Mehdi (A.S)'ın gelişi yakınlaştığı için artık “insanlar” yaşayacak burada. Vahşi hayvanlar yaşayamayacak. Herkes şaşıracak, yeryüzüne melaikeler inecek ve omuz omuza yaşanacak. "Birbirlerini gören bu melaike mi insan mı?" diye hay­rete düşecek. Hz. Mehdi (A.S)'ın günlerinde yaşayan insanlar O'ndaki tecelli ile melaike gibi olup islamın hakikatini yaşayacak­lar. O insanlar ne kimseyi incitecekler ne de kendileri incinecek­lerdir, tıpkı melaikeler gibi...

Tarikat manevi terbiyedir, ona hor bakma. Manevi terbi­yesi olmayan hak yoluna suluk edemez. Hak kapısından geri çev­rilir. Ona "'Git terbiyeni al ve öyle gel" diye hitab gelir.

Meşayıhlar azaldı, çok azaldı. Azalır ama bitmez, arayan bulur. Ara ki tarikat divanında ismin yazılsın. İsmi yazılanın işi sonunda selamete döner. Bu nasihatı kulağına küpe yap. Bu sohbet bu günkü tecelliye göredir. Ümidimiz odur ki bu yolda Cenab-ı Allah bizi edeb ile sabit kılar ve kapılarını bize açar. "Ya müfettihal eb­vab iftahlena hayrelbab".

Bize rahmet kapılarını, cennet kapılarını, hayır kapılarını aç. Bize Futuhat, nur kapılarını, melekutun, semavatın, ceberru­tun kapılarını, huzur-ul Resul kapılarını Huzurullah kapılarını aç Ya Rab!.. Meşayıhın huzur kapılarını açıp bizi tarikatın edepleriyle edeplenen kullarından eyle Ya Rab.

 

Allah Allah, Allah Allah, Allah Allah

Aziz Allah...

Allah Allah, Allah Allah, Allah Allah

Kerim Allah...

Allah Allah, Allah Allah, Allah Allah

Subhan Allah...

Allah Allah, Allah Allah, Allah Allah

Sultan Allah...

Sultan sensin, kullar biziz Ya Rabbi! Bize rahmet eyle, rah­metlerini yağdır!

 

el-Fatiha